|
(Cumhuriyet Hafta Sonu 09/08/2008)
Aragon bu aşk denen tuhaf hisse dair söylenecek pek fazla şey bırakmadı aslında ‘Mutlu aşk yoktur’ diyerek. Yüzyıllardır aşk yaşıyor insan. Kimi zaman kadın oynuyor acılı kahramanı; kimi zaman erkek. Evet aşk trajik bir konu. İkaros Yayınları, daha gencecik bir yayın evi. İlk ses getiren kitapları ise ‘Dahiler ve Aşkları’. Kimler yok ki bu dahiler arasında? Aynı kadına aşık Rilke ve Nietzche, Mozart, Beethoven gibi müzisyenler, Picasso, Dali gibi aşklarını tuvale yansıtan ressamlar ve daha bir çoğu. Kitapta her sayfayı bitirirken, ister istemez bu 44 aşkın ortak noktası takılıyor zihne, aşkın hep acı olduğu.
Dahiler ve Aşkları’nda yer alan 44 isim, 34 kişi tarafından kaleme alınmış biyografilerle yoğrulmuş aşk öykülerinden oluşuyor. İkaros Yayınlarının genel yayın yönetmeni ve kitabı yayına hazırlayan Özcan Erdoğan’a Dahiler ve Aşkları hakkında sorularımızı yönelttik. Erdoğan, İkaros Yayınevi kurulurken şiir başta olmak üzere sanat, edebiyat kuramları ağırlıklı bir yayınevi olma prensibini edindiklerini ve bu alanlardaki yetkin isimlere bir vefa borcu olarak sadece hayatlarıyla değil, aşklarının da etrafında, yarattıklarıyla paralellik kurduğunu düşündükleri bir kitapla başlangıç yapmak istediklerini söylüyor. “Öte yandan insanımızın felsefeye, sanata, edebiyata özellikle de şiire olan ilgisizliğini düşününce; bu alanlardaki dâhileri insanlarla buluşturabilmenin bir yolunun da, alanlarında yapıtlar vermiş bu dâhilerin yaşamlarına tanıklık etmek, insanlığın ortak paydası olan aşkın o derinliklerine birlikte yolculuk ederek, bir şekilde insanı/insanımızı o dünyaya yaklaştırabilmek, önemliydi. Bu dâhileri tanımaya çağırmak; insanları, bu renkli, kimi uçuk kaçık kişiliklerin yaşadığı o acılara da yaklaştıracak, böylece bunları biraz daha anlamanın yolunu açacak ve ilerleyen süreçte, bunlara olan ilginin artmasına neden olacaktı, diye düşünüyorduk” diyor. Dahiler ve Aşkları’nda, Yahya Kemal’in Nazım Hikmet’in annesine duyduğu aşktan, Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine arasındaki eşcinsel aşka, Marx’ın şiir ve sonelerinden, lezbiyen deyimine sebep olmuş ilk kadın şair Sappho’ya kadar pek çok ismin aşk öyküleri var. Hem biyografik açıdan hem de eserlerinden tanıdığımız sanatçıların beslendikleri hislere açılan bir kapı olması açısından Dahiler ve Aşkları bir başucu kitabı olma niteliği taşıyor. KİMİ ÇEVİRMEN KİMİ TUTKULU 2007 yılında başlayan isim seçimi bir yıl sürmüş. Öncelikle sanat, edebiyat, bilim ve düşünce olmak üzere alanları belirlemişler. Sonra, bu isimler hakkında yeterince kaynağın olup olmadığını ve bu kaynakları işleyecek yazarların durumunu araştırdıktan sonra kitabın geniş bir kapsama sahip olması gerektiğine karar vermişler çünkü benzeri bir toplama sahip böyle bir kitabın olmadığını fark etmişler. Erdoğan biyografileri kaleme alacak yazarları nasıl seçtiğini şöyle açıklıyor: “Kitap salt bir biyografi kitabı olmayacağından, ilgili yazarlarımızın söz konusu dâhilerin aşk, sevgi vb. ilişki ve birlikteliklerinden hareketle bunların yapıtlarına yansıyan yanlarıyla konuyu ele almaları çok önemliydi. Çalışmamıza yeni başlarken en önemli sorun da hangi yazarın hangi dahiyi kaleme alacağıydı ve bu konuda tereddütler yaşamıştık. Sonuç olarak bu çalışmada bizimle beraber olup da ipi göğüsleyen yazarlarımızdan kimileri kaleme aldıkları isimlerin eserlerini çevirmiş, kimileri üzerine tezler vermiş, araştırma ve incelemeler yapmış, başlı başına önemli eserler ortaya koymuş, kimileri de bu dâhilere aşık derecesinde tutkunlardı.” Sonuç olarak, Bahadır Gülmez, Bâki Ayhan T, Halim Şafak, Şeref Bilsel, Eren Aysan, Zate Zatturi, Cengis T. Asiltürk, Neval Eyüboğlu, Özcan Erdoğan, Salih Aydemir, Aziz Kemal Hızıroğlu, Haşim Hüsrevşahi, Nihat Ateş, Emel İrtem, Çiğdem Sezer, Efe Duyan, Barış Behramoğlu, Asuman Susam, Burcu Aktaş, A.Galip, Aydın Büke, Derya Önder, Enis Akın, Tozan Alkan, Korkmaz Uluçay, Onur Behramoğlu, Yüksel Pazarkaya, Ayberk Erkay, T.Ülkü Tekten, Betül Dünder, Küçük İskender, Gonca Özmen ve Funda Aksüt hazırlamış. MUTLU AŞK YOKTUR Kitabı okurken kapı yine Aragon’un “mutlu aşk yoktur“ cümlesine çıkıyor sanki. Erdoğan, sanatın edebiyatın ve diğer yaratım süreçlerinin acıdan ve aşktan her zaman beslendiğinin de altını çiziyor. Kendisini en çok etkileyenin ise ‘Dahiler ve Aşkları’nın bir trajediler kitabına dönüşmesi olduğunu söylüyor. Beethoven’in çektiği acıların Marx’ınkinden, Chopin’inkilerin Yesenin’inkinden, Van Gogh’unkilerin Kafka’nınkinden, Simone de Beauvoir’ınkilerin Camille Claudel’inkinden, Sylvia Plath’ınkilerin Virginia Woolf’unkinden, Furuğ’unkilerin Frida’nınkinden, Poe’nunkilerin Nietzsche’ninkinden daha hafif kalır yanı olmadığını ifade ederken; “Mutlu aşk yoktur, sözü aşktaki o tutkuya, mücadeleye ve gerilime de işarettir. Yürütülecek bir davadır. Onunla ilgili söylenecek çok söz vardır. Çünkü mutluluk gevşemiş, bir nevi orgazm olmuş, davadan vazgeçmiş halidir insanın. Mutlu aşk ‘mutlu son’a yakışır. Mutluluk tamamlanmıştır, oysa aşk tamamlanmamıştır. Tıpkı şiir gibi sanat gibi tamamlanmayı bekler” diyor. |