ÜYELİK FORMU






Şifremi unuttum !
Kitaplardan Haberdar Olmak İçin... Kayıt Olun

Ziyaretçiler

Bugün55
Dün74
Bu Hafta537
Bu Ay323
Tamamı62222

Şu anda 27 ziyaretçi çevrimiçi
ANA SAYFA arrow BASINDA İKAROS arrow MEHMET H. DOĞANDAN SON OKUMALARIM Gonca Özmen
MEHMET H. DOĞANDAN SON OKUMALARIM Gonca Özmen

(Virgül Sayı:122 Eylül)

Eleştiri, geçmişten günümüze yazınımızın önemli bir sorunu/eksikliği olarak görülmektedir. Bu alanda yazan değerli adlardan biri olan Mehmet H. Doğan’ı, 17 Şubat 2008’de kaybettik. Onun eksikliğinin şiir dünyamızda yarattığı boşluk, ölümünden kısa bir süre sonra, Mayıs 2008’de İkaros Yayınları arasında çıkan iki kitabıyla giderilmeye çalışıldı: Türk Şiirinden Son Okumalar ve İkinci Yeni Şiir.

Türk Şiirinden Son Okumalar’da Mehmet H. Doğan’ın daha önce yayımlanmış kitaplarına girmeyen yazıları bir araya getirilmiş. Üç bölümden oluşan kitabın “Şiir Defteri” adlı ilk bölümünde çağdaş şiirimiz üzerine; adı, Haşim Çatış’ın ölümünü konu alan denemeye dayandırılan ikinci bölümünde -“Bir Şair Ölmüş Diyeler”- Nazım Hikmet, Halikarnas Balıkçısı, Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Edip Cansever, Haydar Ergülen, Metin Altıok, Behçet Aysan ve şiirleri üzerine yazılara yer verilmiş. Son bölümde ise Nurullah Ataç, Orhan Burian, Eser Gürson ile ilgili denemeleri, şair ve yazarlarla onların metinlerini/yapıtlarını değerlendirip yargılayan eleştirmenlerin düşmanlığına gönderme yapan aynı adlı bir yazının da bulunduğu “Düşman Kardeşler” başlığı altında toplanmış.

ŞİİR ELEŞTİRMENİ

Başlangıçta, sanat sorunları, yazın kuramı, bazı düzyazı yapıtlar üzerine yazdıkları bir yana bırakılırsa Mehmet H. Doğan, şiir üzerine DE yazan bir eleştirmen değil; son yıllarda ağırlıklı olarak, yalnızca şiirle ve özellikle GÜNÜN ŞİİRİ ile ilgili eleştiri, inceleme ve eleştirel denemeler yazan biriydi.“Şiir Eleştirmeni Ataç” başlıklı yazısından yola çıkarak, onun için de “Şiir Eleştirmeni Doğan” diyebiliriz. Yüzlerce derginin yayımlandığı, binlerce kişinin şiir yazdığı bir ortamda günün şiirini yakından izlemek, büyük bir özveri, çaba ve dikkati gerektirir. Ayrıca, genç şairlerin şiirlerini değerlendirmek, yazılmakta olan güncel şiirin geleceğini, gelişim ve değişiminin yönünü görebilmek/kestirebilmek; derin şiir bilgisi yanında, gelişmiş bir estetik beğeniyi de zorunlu kılar. Çünkü, Füsun Akatlı’nın dediği gibi, “Şiir üzerine yazmak, Rus ruleti oynamak gibidir.” (Yaz Başına Neler Gelir, Ada Yay., İst., 1980, s. 83.) Memet Fuat’ın 1985’te yayımlanan ve çağdaş şiirimizle ilgili, ilk akla gelen antolojilerden olan Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’nde bile 1970 sonrası şiirine yer verilmemiştir. Doğan ise 2001’de yayımlanan üç ciltlik Yüzyılın Türk Şiiri 1900-2000 antolojisinde güncel şiiri dışarıda bırakmaz. 1993’ten 2003’e (2001 hariç) hazırladığı on Şiir Yıllığı, onun on yıl boyunca, şiiri günü gününe izlediğinin, bu nedenle de  yazdıklarının/seçtiklerinin çok yoğun okumalara ve titiz incelemelere dayandığının göstergeleridir. Yıllıkları, aynı zamanda diğer yıllık hazırlayanlar için kaynak/örnek oluşturmuştur. Bu bağlamda Doğan’ın değerlendirme ve eleştirileriyle günümüz şiiri ve şairleri üzerindeki etkisi yadsınamaz.


ŞİİR İÇİN / ŞİİRDEN YANA

Toplumumuzdaki genel eğilime paralel olarak, sanatçılarımız eleştiriye pek açık değillerdir. Özellikle de edebiyatçılarımız ve şairlerimiz... Başta yıllıkları ve Yüzyılın Türk Şiiri 1900-2000 antolojisi olmak üzere, çoğu eleştirisi/eleştirel denemesi; yıllıklarına/antolojisine şiirlerini almadığı ya da yazılarında şiirlerini övmeyip eleştirdiği şairlerce kaba, kırıcı hatta hakaret ve saldırı sayılabilecek büyük tepkiler almasına karşın o; ilkelerinden, iyi bulduğunu/doğru bildiğini seçmekten/yazmaktan çekinmemiştir. “Nasıl hoyrattır bu edebiyat dünyası!” (s. 117) diyen Doğan, edebiyatın/şiirin sorunlarını ele alırken, “iyi şiir”i seçerken ve değerlendirirken estetik ölçütü önceleyerek, şiirin politik/ideolojik sanat dışı yönsemelerini önemli görmemesi, güdümlü edebiyata karşı tutumu nedeniyle eleştirilmiş; toplumcu şair ve şiirleri yok saymak, onlara göz yummakla ya da sırtını dönmekle suçlanmıştır. Bu konuda, kısaca şöyle der: “Benim ölçütüm şiirin kendisi.” (s. 50) O, şiir yazmayı bırakışı konusunda bile, “şiire duyduğum saygıdandır,” (Birikime Dayanmak, Aydın Yayınevi, İzmir, Eylül 1979, s. 2.) diyen bir eleştirmendir. Yazdıklarında daima tarafsız kalma kaygısı taşıyan Doğan, “Eleştirmenliğin yazılı olmayan, olmazsa olmaz yasalarından en başta geleni, yansızlığı, hatır-gönül dinlemezliği olmak gerekir,” (s. 155) vurgusunu yapar. Bir başka yazısında da doğru bildiği çizgiden hiç şaşmadığını dile getirir: “Tek ölçümün, her zaman olduğu gibi, şiir olmasına büyük özen gösterdim. Dost-ahbap ilişkisinden etkilenmemeye çalıştım. (…) Sanata, yazına karşı sanatdışı dayatmalara hep direndim.” (Şiir ve Eleştiri, YKY, İst., Şubat 1998, s. 124-220.) Ona göre, eleştirmenin sorumluluğu yazarlara/şairlere, ideolojilere/politik …izm’lere karşı değil; yazınsal metinlere/yapıtlara karşıdır. Örneğin, bazı toplumcu yazar ve şairlerin yaptığı eleştirilere aldırmaksızın, İkinci Yeni’nin şiirimiz için önemini toplumsal, ekonomik, kültürel yapımızdaki değişimlerle, tarihsel bağlantıları içinde -yalnızca teknik ve biçimiyle ya da özüyle değil, çağıyla, içinde yeşerdiği toplumla ilişkilendirerek- ele alıp değerlendirmiştir. 70’li yılların politik/slogancı şiirine ise soğuk ve uzak durmuştur. Kısaca, Doğan daima estetik değer taşıyan gerçek sanatsal metinlerin/yapıtların yanında yer almış, onları savunmuştur.

ZOR ZANAAT/SANAT: ELEŞTİRMENLİK

“Eleştirmen: O Sefil Yaratık”, “Yazınımızın Günah Keçisi: Eleştirmen” adlı denemeler de yazan Doğan, yazının “en belalı dalı” olarak gördüğü şiir üzerine yazmanın, şair/yazarın hep övgü beklentisinin, “kimsenin övgücüsü olmadan” eleştiren kendisine karşı saldırıları da getirdiğini söylüyor Feridun Andaç’la yaptığı bir söyleşide. Günümüzün önemli şiir eleştirmenlerinden Sabit Kemal Bayıldıran ise bu nedenle kendisinin güncel şiir üzerine yazmaktan kaçındığını belirtir: “birçok dostu kırmamak için kaçındım güncel şiirden. (…) genellemelerle yetindim. (…) Şairlerimiz, demokrat olamıyorlar çoğunca. Hep beğenilsin istiyorlar. (…) Peki şiir üzerine yazarsan ne olur. (…) Bol bol düşman kazanırsın.” (Günümüz Şiiri Üzerine Yazılar, Can Yay., İst., 2004, s. 11-12) Memet Fuat da bu yönde davrandığını/yazdığını vurgular: “Yapıta/yazara dönük eleştiriden genellikle kaçıyorum. (…) Sanatçılar, … eleştiriye pek açık değiller; … değerlendirmelere, övgü nitelikli olmadıkça, hiç katlanamıyorlar. Tepkileri de çok ağır oluyor. En iyisi söyleyeceklerinizi ortadan söylemek” (Biçemden Biçeme, YKY, İst. Ocak 1999, s. 292). Böyle bir ortamda, günümüz şiiri üzerine eleştiriler/eleştirel denemeler yazan ve seçkiler hazırlayan Mehmet H. Doğan, örneğin Necati Cumalı ile ilgili olarak, onun son kitaplarındaki şiirlerinde bir yenilenme yerine “yineleme” ve “çoğalmayı” gördüğünü söyler. Cumalı için 1960’lardan sonra “şiirdeki köklü değişime sonuna kadar sağır kalmış, hiçbir şey olmamış gibi eski şiirini sürdürmüştür,” dedikten sonra, “Sağlığında böyle bir yazı yazamazdım, bütün alıngan şairler gibi küserdi bana. Acı sitemler ederdi. Eleştirinin yazgısı bu,” (s. 91-93) cümleleriyle, bizde, eleştirmenliğin en önemli sorunlarından birini açıkyüreklilikle ortaya koymuştur.

ŞU 80’LER ŞİİRİ VE SONRASI

Doğan, son yıllarda sıkça dillendirilen, 80’ sonrası yazılan şiirin çıkmazda olduğu ve “tasfiyesi” gerektiği görüşlerine de katılmaz. Aksine bu dönemin şiirine umutla yaklaşır. 2002 Şiir Yıllığı’nı hazırlarken, dergilerde okuduğu şiirler, şiir üzerine yazı ve söyleşilerle ilgili uğradığı hayal kırıklığından söz eder. “Sayfalar dolusu şiir: imzaları, başlıkları silinip art arda okunsa hiçbir şey fark etmeyecek; buz üzerine yazılmış gibi daha sonuna gelmeden bellekte hiçbir iz bırakmadan silinen şiirler.” (s. 44) diyerek günümüz şiiriyle ilgili zaman zaman karamsarlığa kapılmakla birlikte, şiirimizin geleceğini aydınlık görür. O, şiirin “bunalımda” ve “ölmekte olduğu” yolundaki yorumları da benimsemez. Asıl bunalımı, yeni şiiri gereğince izlemeyen şiir okurunda, bazı şairlerde ve bu tür yorumları yapanların algılamasında bulur. Genç şairleri umutsuzluğa düşüren ve genç okuru yeni şiirden uzaklaştıran bu anlayışın şiirimize zarar verdiğini vurgular. “Bir zamanlar İkinci Yeni de hep kötü örneklere -ayrıkotlarına- dayandırılarak yerin dibine batırıldı,” (s. 37) diyerek, bu tür yüzeysel ve mekanik değerlendirmelerin ne kadar “sağlıklı” olduğunu sorar. Garip şiirinden bu yana yinelenen benzer yakınmalarda gerçek payı varsa, “bunalım üstüne bunalım geçiren bu şiirin kökü niye kurumuyor kırk yıldır, elli yıldır?” (s. 34) sorusuyla da karşıt görüşünü ortaya koyup “1980’den sonra ise köklü bir değişim geçirmekte olan, gerçekten zengin, açılımlara gebe bir şiirimiz var.” (s. 35) der. Bu iyimserliğinin de “geleceğe ve gençliğe güven”inden (Şiir, Bugün, YKY, İst., Ağustos 2001, s. 171)  geldiğini söyler.
“Çağdaş Türk Şiirinde Dönüşümler ve Dönemeçler” yazısında Garip ve İkinci Yeni gibi çağdaş şiirimizdeki köklü değişim, kırılma ya da dönemeçler üzerinde durduktan sonra, Nazım Hikmet şiirinden günümüze uzanan bir değerlendirme yapar ve sözünü “Şiir, her zaman sorulagelen ‘Şiir Ölüyor mu?’ sorularına aldırış etmeden, bir gizil güç olarak varlığını sürdürüyor,” (s. 17) diyerek bitirir. “Şiirimizde ‘Sapmalar’, Saptırmalar Üzerine” yazısında ise Yücel Kayıran’ın iki yazısına dayandırarak, toptancı yargı ve genellemelere, “Müslüman şair” gibi ötekileştiren, ayrımcı nitelemelere karşı düşüncelerini ortaya koyar.
Doğan’ın, bazılarınca görmezden gelinen ya da küçümsenen, genç şairlerin yenilik arayışlarını ve girişimlerini desteklemesi; hoşgörülü, sıcak, önyargısız yaklaşımı ve iyimser, yapıcı eleştirileri günümüz şiiri için önemli kazanımlar sağlamıştır. Belli bir ideoloji/politik görüşe, egemen ya da popüler olana değil; genç kuşağı yeniliklere, iyi şiire yönlendirmesi, birçok şairin ilk şiirleri ve ilk kitapları üzerine ilk yazan eleştirmenlerden biri oluşu, onları yüreklendirip kendilerine güvenmeleri yolunda desteklemesi de dikkate değerdir.

“BELKİ”LER, “KİM BİLİR” VE KESİNLEMELER

Bir akıma ya da bir ideolojiye dayandırılan önyargılara körü körüne bağlanıp kendince değişmez ilkeler belirleyerek, hazır kalıp ya da reçetelere göre katı, mekanik değerlendirmeler yapan bir eleştirmen değildir Doğan. Araştıran ve sorgulayan bir anlayışı benimsemiş; saptama ve yorumlamalarında zaman zaman “belki”, “sanıyorum”, “kim bilir”, “acaba?” diyebilmiştir. O, yoğunlaştırılmış, kapalı anlatım, dil oyunları ve boşluklarıyla çoklu yorumlara açık bazı şiirler üzerine değerlendirmeler yaparken kesinlemelerden kaçınmak gerektiğinin bilincindedir. Örneğin, Metin Altıok’un şiirlerinde anlattığı, göstermek istediği ya da seslendirdiği “ben” için; “günümüz insanıydı belki de. Kim bilir!” (s. 133) der. Buna karşın, “Şair Necati Cumalı Üzerine” denemesinde, “Güzel Aydınlık (1951) kitabının en güzel şiiri hiç kuşkusuz Karabatak’tır,” (s. 90)  gibi, “bence”, “sanıyorum” ve benzeri sözcüklere bile gerek görmeden, üstelik “güzellikle” ilgili yargılarına rastladığımız da olur. Yine, Edip Cansever’in “Masa da Masaymış Ha” şiiri için, “Cansever şiirine bir milat aranacaksa, kesinkes bu şiirdir,” (s. 106) yargısında bulunur. Eleştirilerinde nesnel olmaya büyük bir özen gösterdiği, bazı eleştirmenlerin yukarıdan bakan, ahkam kesen, çatık kaşlı yargılama tutumundan uzaklığı ile dikkati çeker Doğan. Kimi akademisyenlerin alıntılara, dipnotlara ve yabancı terimlere boğulmuş, karmaşık yazma biçiminin tersine o; deneme tadında, yalın ve anlaşılır yazmıştır eleştirilerini. 

ÇEŞİTLEMELER, SOMUTLAMALAR

Şiirine harcamak istediği zamanın çoğunu “hoca”lığına ayırdığı için yakınan A. H. Tanpınar’dan yola çıkarak şöyle der: “Tanpınar’ın yaşamı, yurdumuzda gerçek aydının ve gerçek sanatçının hangi koşullarda yaşadığının ve çalıştığının somut örneğidir.” (s. 127) Behçet Necatigil’den, yazdığı hikayenin/romanın telif ücreti peşinde koşan Orhan Kemal’e kadar daha nicelerini anımsatır bu cümle. Edip Cansever’i “toplumsala sırt çevirmiş bir şair” olarak suçlayanların yaptığını “gülünçlük sınırında bir aymazlık” (s. 113) olarak niteler Doğan. “Şiir Eleştirmeni Ataç” yazısında, Ataç’ın en güçlü yönünün denemeciliği olduğunu, şiire verdiği önemi, yenilikleri desteklediğini, örneğin “Garip şiirini daha ilk günlerinden başlayarak ilk savunan kişi” (s. 146) olduğunu ve Nazım Hikmet’ten Dağlarca’ya bazı şairleri yenilik düşmanlarına karşı savunduğunu vurgular. Bütün yazılarında fazla öznel yargılarda bulunduğu yönündeki genelleme ve üstünkörü değerlendirmelere karşı Ataç’ı savunur. Tıpkı, İkinci Yeni şiirini, bazı toplumcu şair ve eleştirmenlerin yüzeysel, toptancı yargılarına karşı savunduğu gibi. 
“Şiir Yazmak Zorlaşıyor mu?” başlıklı yazısında, şiirimizin son elli-altmış yıllık gelişimini özetledikten ve geçmiş şiir birikiminden/gelenekten yararlanmanın önemini vurguladıktan sonra, yeni yazmaya başlayan şairlerin özellikle İkinci Yeni şiirini özümsemeleri gerektiğini belirten Doğan, şöyle sürdürür: “Bugün yazmaya başlayan bir şair, öğrenmesi, özümsemesi ve sonuçta aşması gereken zengin deneyimlerle dolu büyük bir şiir birikimiyle karşı karşıyadır. Gerçekten yeni ve özgün bir şiir yaratacak şairin bu geleneği bilmesi, ondan hız alması, ama bunu yaparken onu aşması da kaçınılmazdır. (…) İkinci Yeni deneyiminden sonra onu özümsemeden, aşmadan şiir yazmak da olanaksızdır.” (s. 42) 

ŞİİR 2000’Lİ YILLARDA DAHA NELER GÖRECEK!

Doğan, şiirdeki popülerleşme ya da arabeskleşme eğilimine karşı tutumunu ise “okuru ‘velinimet’ sayıp onun suyuna gitmenin teslimiyetten başka bir anlama gelmediği” (s. 25) sözleriyle ortaya koyar. “Menager” kullanan Murathan Mungan’dan yola çıkarak, reklam kampanyalarına, çok satmaya; kitle kültürüne geçişle sanatın ve şiirin de metalaşmasına değinir. Bu kampanyalarda niteliğin değil, para kazanma amacının öne çıkmasından yakınır. Öfke, isyan ve alayı da içeren bir çaresizlikle: “Belki doğru olan budur, kim bilir!” (s. 27) der.
Doğan’a göre şiirden, yalnızca kendi sınırları içinde bir akım ya da kuşağa karşı değil, diğer yaşam alanlarına, dünya görüşlerine vb. karşı da toptan, yıkıcı bir başkaldırı beklenebilir. Çünkü o, XX. yüzyılın sonundaki koşulların hiç de I. Dünya Savaşı sonrası koşullarından aşağı kalmadığını düşünür.

UNUTULMAK/UNUTULMAMAK

Mehmet H. Doğan, 1936-1953 yılları arasında yayımlanan yazılarında, 1940’ların yazınını, özellikle de şiirini değerlendiren Orhan Burian’ın “unutulan, unutturulan,” ama unutulmaması gereken bir eleştirmen olduğunun altını çizer.  1960’lı yıllarda yazan eleştirmen Eser Gürson’la ilgili yazısında da o dönemin dergilerinin, yazar ve şairlerinin adını anarak, genç kuşaklardan “kimbilir kaç ışık yılı uzak”ta olduklarına, “her şeyin günübirlik yaşandığı ülkemizde” edebiyat ve edebiyatçıların da kısa sürede belleklerden silindiğine değinir. Zamanımızın bütün değerbilmezliğine, unutma ve unutturma eğilimine karşın, umarız ki Türk şiiri üzerine hatırı sayılır bir birikim ortaya koyan Mehmet H. Doğan, yazıları ve yapıtlarıyla uzun yıllar şiirimizin yolunu aydınlatmaya devam eder.

 
© 2012 İkaros Yayınları