|
Türk şiirini ‘modernlik’le sınayan hemen her incelemenin yanı başında ‘eleştirmenlere’ dair açılmış bir tartışma da yerini alır. Çünkü modern şiirimizin neye tekabül ettiği, biraz da bu şiirin kimler tarafından derecelendirilip tartıya vurulduğuna bağlı. Bizde eleştirmen sıfatıyla anılanların tamamına yakını edebiyatdışı farklı alanlardan gelen bir ‘disiplin’i de beraberinde getiriyor. Sözgelimi Memet Fuat (voleybol antrenörü) sporcuydu, Fethi Naci iktisatçı, Hüseyin Cöntürk inşaat mühendisi, Mehmet H. Doğan ise pilot. Bütün bu isimler, belli bir disiplin ve dikkat isteyen uğraş alanlarından sökülüp edebiyata taşınmış. Dışarıdan içeriye yönelen bakış, sanki belli bir konuyu merkeze alan etkinliklerde ‘dikkat kesilmek’ bahsi açılınca daha billur, daha net tespit imkânlarını da beraberinde taşıyor. Evet, bu başka bir yazının konusu.
Eleştirmenle metnin arasında, yazının ve dolayısıyla insanın hâllerinden doğan, kimi zaman anlaşılmaz, kimi zamansa herkeste karşılık bulan ilişkilenme biçimleri ortaya çıkar. Eleştiri(me)nin, metni ‘anlaşılır’ bir biçimde kuşattığı varsayılan noktada, metin doğal serüveninin dışına çıkartılır; tanımlanacak, dondurulmuş bir alana sokulur. Buradan bakınca ben, sadece Türk şiiri bağlamında değil; şiir dışındaki edebi metinler noktasında da, bizde eleştirinin, büyük ölçüde metnin sahibini aklamak yahut karalamak üzerine inşa edildiğini söylemek isterim. Takdir edilmenin doğal sınırlarından taşarak, siyasî hayatımızı her köşeden karşılayan “Türkiye seninle gurur duyuyor!” ibaresinin edebiyat ortamına tahvil edilmiş haliyle “şiirimiz seninle gurur duyuyor” yahut “duymuyor” biçimine dönüşmesine benziyor. Türk şiiri, baştan beri, dar alanda (eleştirmenle şairin, dergi editörüyle yayıncının aynı masada durduğu) yakın muhabbetler içinde kendi kısır muhataplarıyla iç içe olmuştur.Dünya gözüyle izleyebileceğin kadar yakınında olanlara dair, izlenimci eleştirinin en bereketli örnekleri Türk şiirinde ortaya konuyor dersek yanılmış olmayız. “Tencerede pişirip kapağında yemek” mi? Biraz öyle. Bu topraklarda şiir eleştirmenlerimizin garip bir serüveni var; kayda değer eleştirmenlerimizin hemen hepsi işe şiirle başlamış. Son on on beş yıldır ise, edebiyata şiirle girenler hikâye ya da romanla yürümeyi tercih ediyor. Mehmet H. Doğan da edebiyat ortamına şiirle merhaba diyenlerdendi: “kara bir yılan gibi uzanan asfaltın kenarında Drink Coca Cola ilânları” (Amerika’dan Sevgilerle) Mehmet H. Doğan, yukarıda sıraladığım, şiir ortamına yönelik olumsuzluklardan en az hasarla çıkan birkaç eleştirmenimiz arasında sayılabilir. Sadece eleştirmen mi? Onlarca eseri dilimize kazandırmış nitelikli bir çevirmen de... İkaros Yayınları’ndan eş zamanlı olarak iki kitabı yayımlandı. Bu kitaplar, şiirimizin sadece merkezdeki nabız atışlarına değil; en ücra yerlerdeki kıpırtılarına kulak kesilmiş, vicdanlı bir eleştirmenin bize bıraktığı son eserler. TÜRK ŞİİRİNDEN SON OKUMALAR* Mehmet H. Doğan ( 28 Haziran 1931-17 Şubat 2008) Türk şiirinin son kırk yılını (‘kırk’ Farsçada ‘çile’ye karşılık düşer) yakından görmek isteyenler için baş vurulacak isimler arasında, akla ilk geleni. Şiirle kurduğu bağı sadece dergiler ve denemenin imkânları içinde kaleme aldığı eleştirilerle değil -bugün şiirimizle organik bağı olan hemen herkesi ‘bağlayan’- hazırlamış olduğu antoloji ve yıllıklar bir ‘referans’ noktasına yükseltmiştir. Başta, ‘Seksen Kuşağı’ diye adlandırılan şairler olmak üzere, doksanlardan sonra ortaya çıkmış şairler de Mehmet H. Doğan’ın yakın takibine çok şey borçludur. Böyle olduğu için hazırladığı antoloji ve yıllıklar, beraberinde pekçok tartışmayı da getirmiştir. Buradan bakınca, Türk şiirinde -Memet Fuat da dahil- Nurullah Ataç’tan sonra en çok dikkate alınan, muhatap bulan isim Mehmet H. Doğan olmuştur, diyebiliriz. ‘Adam’ ve ‘YKY’ yıllıklarını kronolojik düzen içinde izleyenler; o’nun Türk şiirinde ‘şair müjdelemek’ bağlamında en az yanılanlardan biri olduğunu görecektir. Doğan’ın yıllıklara dair serüveni doksanlarda başlamıyor; 1974-1984 yılları arasında çıkan Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’nda dokuz yıl boyunca şiir bölümünü yazdı. Ölmeden önce -henüz kuruluş aşamasında olan- Özcan Erdoğan yönetimindeki İkaros Yayınları’na basılması için teslim ettiği iki kitaptan birinin adı: “Türk Şiirinden Son Okumalar”, yazarın ölümünden üç ay sonra okurla buluştu. Mehmet H. Doğan’ın, 1998 ile 2004 yılları arasında yazdığı denemelerin önemli bir bölümünü kapsıyor. Üç bölümden oluşuyor kitap: “I. Şiir Defteri”, “II. Bir Şair Ölmüş Diyeler”, “III. Düşman Kardeşler”. Son bölümde, Ataç, Orhan Burian ve Eser Gürson üzerine yazdığı denemeler yer alıyor. Kitabın geri kalan bölümü, doğrudan şiire ve şaire temas eden metinlerden mürekkep. “Halikarnas Balıkçısı” başlığını taşıyan deneme de şiire dahil; şöyle bitiyor bu metin: “Çünkü, gerçek şairlerin asıl anababaları yine şairlerdir.” İlk bölüme ad olan” Şiir Defteri”, Cenk Gündoğdu’yla hazırladığımız “Şiir Defteri”nden çok önce ses vermişti okurlara. Mehmet H. Doğan, bu kitabın ismini baştan beri “Şiir Defteri” olarak düşünmüş olmasına rağmen (Aktaran: Özcan Erdoğan) bizi ‘korumak’ için, bu ismi, bir incelik nişanesi gibi kitabın içine, bölüm başlığı olarak çekmiştir. Şemsi Belli’nin “Şiir Defteri” adlı dergisini nereye koyalım! “Türk Şiirinden Son Okumalar” 25 denemeden oluşuyor. Retorik kaygısı gütmeden, karşısına aldığı biriyle konuşur gibi, kes(k)in tespitlerin uzağında, samimi bir üslûpla kaleme alınmış metinler. ‘Had bildirenden’ çok ‘hak teslim eden’ bir duyarlığın yazıları. Sözgelimi Edip Cansever’in ilk şiirlerine dair yazısının bir yerinde şunu vurgulamaktan geri durmaz: “Salâh Birsel ise Edip Cansever’i elinden tutup İstanbul cephesinden kurtarıyor ve en sonuncusu Yenilik olmak üzere başka dergilere yöneltiyor. Edip Cansever’in asıl şiir serüveni ise o zaman başlıyor.” Bu yazıların en uzunu, kitabın ilk metni, “Çağdaş Türk Şiirinde Dönüşümler ve Dönemeçler” adını taşıyor: 9 sahife. Durmadan tartışılan “şiir ölüyor mu?” sorusuna ışıklı bir cevap düşürüyor metnin sonunda: “Kesin olan bir şey varsa, bugün, kendinden ödün vermeye yanaşmayan, şiir adına layık gerçekten nitelikli bir şiir yazılmaktadır. Şiir, her zaman sorulagelen ‘Şiir Ölüyor mu?’ sorularına aldırış etmeden, bir gizilgüç olarak varlığını sürdürüyor.” Mehmet H.Doğan, Nâzım Hikmet’ten Haydar Ergülen’e dek birçok şairin şiirine eğilen yazılara yer veriyor kitabında. “Haydar Ergülen’e Açık Mektup” başlığı altında kaleme aldığı sımsıcak bir yazısı var. Bir yerinde yine ‘içten’, insanın içini acıtan şu ünlem cümlesini kuruyor: “Nasıl Hoyrattır bu edebiyat dünyası!” Onlarca yıl önce, Dıranas, “Olvido”nun ilk dizesini şöyle tıkırdatıyordu: “Hoyrattır bu akşamüstleri daima”. ‘Akşamüstü’ ile ‘edebiyat dünyası’ arasındaki benzerliği görmek isteyenler de okumalı bu kitabı. Eylül 2002 tarihli ‘Yazın Sıcağından Yaz Sonuna Notlar’a şu üç (g)özel kitaptan not düşer: “Hem, yaza Mehmet Taner’in Veda Vezinleri, Kemal Varol’un Yas Yüzükleri, Muzaffer Kale’nin Hiç Bir Şeyi Unutmadım adlı kitapları ile başlamıştım. İçim dışım şiirle dolu...” İKİNCİ YENİ ŞİİR** Mehmet H. Doğan, 1969’da Turgay Gönenç’le birlikte Papirüs Dergisi’nin ‘Özel Sayısı’ olarak hazırladığı “İkinci Yeni Antolojisi”ni, bu sefer, tek başına “İkinci Yeni Şiir” adı altında, sadece antoloji olarak değil; şairlere ve dönemlere eğilen tespitleriyle özel bir kitap olarak hazırladı. Kitabın kapağında bakır renkli bir menteşe var; hem bir kapıyı çağrıştırıyor hem de ‘bağlantı’ kelimesini kıpırdatıyor. Her iki kitabın kapak tasarımı, kıskanılacak işlere imza atan Murat Akkan’a ait. Aradan geçen yaklaşık kırk yıllık zaman diliminin, şairlerin şiir serüveni üzerine olumlu-olumsuz tesirlerini de dikkate alan Mehmet H. Doğan, bu kalıcı çalışmasına yeni ara başlıklar eklemeyi de ihmal etmemiş. Bu başlıklardan en dikkat çekeni, “Şiiri Bırakanlar”. Kitap boyunca, ‘genellemeci bir tavır’ sergilemiyor. Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin en büyük ve önemli atılım sahasını oluşturan “İkinci Yeni” üzerine ‘içeriden’ söz söyleyenler arasında kayda değer tespitleri yapan birkaç eleştirmenden biridir Doğan. Ellilerin ikinci yarısından itibaren, İlhan Berk’ten Sezai Karakoç’a; Turgut Uyar’dan Edip Cansever’e, Cemal Süreya’ya; Ece Ayhan’dan Tevfik Akdağ’a kadar onlarca isme dair tespitlerini barındırıyor kitap. Modern Türk Şiiri’nin, bütün benzerlikleri, ‘birbirine benzemezlikleri’ olan bu ‘cür’et’ kalesinin etraflı bir fotoğrafını sunarken bizlere, günümüz şiirinin açtığı imkânları da göz ardı etmiyor. Kitapta İkinci Yeni Şiiri’ne dair kaleme alınmış nitelikli yazıları bir arada okuma şansımız da var. Kitabın dosya bölümünde ise tartışmalar eşliğinde İkinci Yeni serüvenine tanıklık ediyoruz. Bizde, zaman karşısında ‘hâl ve gidiş’ hesaba katılarak, aradan kırk yıl geçmesini bekleyip yazdıklarına tekrar eğilen ve bu yazdıklarını, içinde bulunulan zamanın açtığı yoldan yürüyerek değerlendiren yazar/eleştirmene çok sık tesadüf edilmez. Mehmet H. Doğan, ilk kez, Türkçeden dünyaya doğru yürüyen “İkinci Yeni Şiir”le, bir bakıma kırk yıl öncesinde adını şairler defterine yazdırıp borç ödemeyen yahut devamsızlık edenleri de hesaptan düşüyor. “İkinci Yeni Şiir”in, ‘İkinci Yeni’ şairlerini ne derece temize çektiği ise tartışılabilir elbet. Mehmet H. Doğan, kitabının isminin ısrarla “İkinci Yeni Şiir” olmasını istedi. Özcan Erdoğan kitaba düştüğü dipnotta bunun bir dizgi hatasından kaynaklanmadığını, yazarın kendi tasarrufu olduğunu belirtiyor. “İkinci Yeni Şiir”i, âdeta bir ‘marka’ gibi işlemek istiyor Doğan. İşliyor da. Sanıyorum Doğan’ın da, kulaktan uzak tuttuğu bir ‘tamlanacak olan kelime’ sıkıntısı var, kitabın isminde. Günümüz şiiri için bir başucu sözlüğü niteliği taşıyan bu kitap bize sadece 1950’lerin ikinci yarısından sonra Türk şiirindeki büyük ‘kişneme’yi işaret etmiyor; uzun soluklu - koşu bittikten sonra da geriye doğru koşan- bir dönemi, tenhaya meyletmiş ‘kenar’larıyla da işaretliyor. Bu kitapları okuyanlar, Mehmet H. Doğan’ın şiirimizin içinden uzun yıllar konuşmayı sürdüreceğine de tanık olacaktır. (* )TÜRK ŞİİRİNDEN SON OKUMALAR Mehmet H. Doğan İkaros Yayınları, 2008 (**)İKİNCİ YENİ ŞİİR (antoloji-dosya) Hazırlayan: Mehmet H. Doğan İkaros Yayınları, 2008 |