Dil ve Şiddet

Dil üzerinden şiddet nasıl gerçekleşir? Davranışsal şiddete giden yolda dilsel şiddet nasıl bir işlev üstlenir? Dar veya geniş anlamda dil ile şiddet arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Çeşitli şiddet biçimlerinin tarihin hemen her döneminde, başta savaşlar olmak üzere, çok yer tuttuğu dünyamızda bu soruların yanıtları nasıl verilebilir ya da verilmelidir? İmran Karabağ, bu araştırmasında öncelikle dil ile şiddet arasındaki ilişkiyi ele alıyor ve şiddet eğilimli söylemin dile yansıyan yönlerini inceliyor. Araştırmanın merkezine oturttuğu metinler üzerinden giderek, çeşitli yüzyıllarda sözlü şiddetin davranışsal şiddete nasıl zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Yer yer filozofların dil ve şiddet arasındaki ilişkiye dair görüşlerine de atıfta bulunan Karabağ, dile gizlenen şiddetin de davranışsal şiddet kadar zarar verici olduğunun altını çiziyor. İmran Karadağ Sayfa Sayısı: 116 Baskı: Ekim 2010 ISBN 978-605-5717-22-3 Fiyatı: 12 TL

Şiirin Ortak Paydası II – Kuram ve Çözümlemeler

Şiir üzerine iki ciltlik bir başyapıt Şiirsel yaşamı canlı tutması gereken “işlevler” ile onları yerine getiren “kişi­ler” arasındaki ayrım üstünde özellikle durmak istiyorum. Çünkü bu ayrımın söz konusu olduğu yerde, şiiri canlı tu­tacak ya da yozlaştıracak duyarlı bir sı­nır var bence. Önce ozanlık ile okurluk işlevini ele alalım. Kültürel gelişmişlik düzeyi bir yana, şiir yazma yetisi ile şiirden tadalma duyarlılığı (Buna “beğeni” diyorlar) birbirini ne zorunlu kı­lan, ne de engelleyen, ama karşılıklı olarak bütünleyen iki ayrı ruh durumunu belirler. Nitekim şiirsever bir toplu­mun yalnızca ozanlardan ya da yalnızca şiir okurlarından oluşması diye bir şey düşünülemez. Böyle bir toplum ne yara­tıcı olurdu, ne de ilginç… Tıpkı sinemasever bir toplumun yalnızca sinema yönetmenlerinden oluşmasına gerek bu­lunmadığı gibi. Her şiir okurunun ozan­lığa yeltendiği ya da ozanların kendilerinden başka şiir okuru bulamadığı bir toplum ne kadar komik olurdu değil mi? İşte “duyarlı sınır” dediğim ve ozanlık ile okurluğu birbirinden ayıran o çizgi, böyle bir komikliğe geçit verebilir. Şiirin üretimi ile incelenmesi de ay­nı biçimde, birbirinden değişik iki işle­vi ve iki ruh durumunu belirler: Biri ötekini ne dışlar, ne de zorunlu olarak içerir; birbirini bütünlerler. Buraya bir şey eklemek istiyorum: Okur-ozan ilişkisi bir tür pazarlama gibidir ama bura­da bir nitelik arayışı söz konusudur, bir tür…

Şiirin Ortak Paydası I – Şiirbilime Giriş

Şiir üzerine iki ciltlik bir başyapıt Bu incelemeye konulan başlık, bir bakıma sözvermedir: İçerdiği savı tanıtlamakla yükümlü kılar yazarını. Hele de bu, Şiirin ortak paydası gibi savdolu bir başlıksa! Anlamı yeterince açık: Şiir, değişen bütün biçimlerine karşın, değişmeyen bir ilkeye dayanır. Bu ilke bütün şiirlerin ortak paydasıdır. Ancak şiirin ortak paydasını belirlemek bu yapıtın özel bir savı değil, çağdaş şiirbilimin genel tasarısıdır. Mehmet Yalçın burada izlediği amacın sınırlarını belirtirken şöyle diyor: “Ülkemizde şiire, hem üretim hem de eleştiri açısından duyulan ilgi geleneksel ve yaygındır. Dil ve yazın sorunlarına ilişkin bilimsel incelemeler de epeydir gündemde: İncelemelerin özü gibi dili de hem yandaş buluyor hem eleştiriliyor. Belli belirsiz yeni kavramların, yeni terimlerin baskını altındayız sanki. (…) Özellikle şiir sorunlarına gelince, bu alanda da başlı başına bir bilimin olabileceği düşüncesi fazla gündeme gelmiş değil. Bireysel nitelikli değerlendirmeleri bir yana bıraksak, dilbilim ve genel olarak yazınsal incelemelere verilen ağırlık henüz şiirbilime verilmemiştir. Biz hiç değilse böyle bir boşluğa ilgiyi çekmek amacıyla böyle bir incelemeye giriştik. (…) Şunu açıklıkla kabul edelim: Daha birçok alanda olduğu gibi dil, yazın ve sanat sorunlarına ilişkin kuramsal kaynağımız Batı’dır ya da Batı düşüncesi içinde yetişmiş araştırmacılarımızdır. Böyle bir kaynağı tanımadan, değerlendirmeden, aynı düzeyde kaynak oluşturmak o denli kolay değildir.”…

Radyonun İçindekiler
Bütün Kitaplar , Edebiyat , Tiyatro / 7 Kasım 2018

“Şair Cenk Gündoğdu’nun büyük bir duyarlılıkla kaleme aldığı ilk oyunu Radyonun İçindekiler’de de tıpkı Son Kervansaray gibi sığınmacılar konusu ele alınıyor. Ama Mnouchkine’in sığınmacılar sorununu tüm katmanları ve boyutlarıyla gündeme getirmeye çalışan epik yapılı oyunun tersine yer ve zaman birliğine dayanan bu oyunun dramatik bir kurgusu var. Oyun, bu açıdan da onca sefaletin ve acının içinden insanın içine işleyen çok vurucu bir kesiti gösteriyor. Oyun; sığınmacıları kaçıran, sonunda da dalgaların içinde yitip giden bir gemide geçiyor… Kaçanlar İran, Irak ve Filistin gibi ülkelerden geliyor. Yaşadıkları ise bu gemideki karanlık dar sandıklarda aç susuz sürdürdükleri son günleri ve saatleri… Giderek yoğunlaşan susuzluk ve açlıkları, kaygı ve korkularıyla birlikte yükselen yoğun gerilimde; çatışmalar, kavgalar ve şiddet bu oyunun ana izleğini oluşturuyor. Radyonun İçindekiler’in, önemli bir insanlık sorunu olan mültecileri, Türk tiyatrosuna getirmesi bakımından bir ilk olma özelliği taşıdığını da özellikle vurgulamak isterim. Okuduğum, izlediğim ve araştırdığım kadarıyla tiyatromuzda mültecileri ele alan bir başka oyun şu an için yok. Bu açıdan da bu oyunun çok değerli olduğunu düşünüyorum.”   Zehra İpşiroğlu Cenk Gündoğdu Sayfa Sayısı: 160 Baskı: Mayıs 2011 ISBN: 978-605-5717-21-6 Fiyatı: 15 TL    

Akıldan Bela
Bütün Kitaplar , Edebiyat , Tiyatro / 7 Kasım 2018

Modern Rus edebiyatının kurucuları ile pek çok önemli ismi etkilemiş ve Puşkin’in Erzurum Yolculuğu’nda; değeri bilinemedi, mutlaka biyografisi yazılmalı diye belirttiği Griboyedov’un, Rusça aslından çevrilen Akıldan Bela adlı bu önemli eseri, Gonçarov’un eleştirel incelemesiyle bir arada sunulmuştur. Griboyedov, Akıldan Bela’da, 19. yy Rus soylusunun yaşam biçimini, davranışlarını ve dünyayı anlamalarını yine onlardan biri olan bir aydının eleştirisini merkeze alarak anlatmıştır. İlk gerçekçi yapıtlardan olan  Akıldan Bela her ne kadar bir dönemin eleştirisi olsa da bugün aradan geçen yaklaşık iki asra karşın; yakılan, asılan, cezaevlerinde susturulmaya çalışılan aydınların coğrafyasında benzer gerçeklerle karşı karşıyayız. Statüko ve muhafazakârlığa karşı olan aklın; gücü elinde bulunduranlarca yok edilmesi, dışlanması maalesef yabancısı olmadığımız bir durum da. Evrenselliğini koruyan Akıldan Bela’nın, aydın kavramını yeniden tanımlamamıza, tartmamıza neden olacağını ümit ediyoruz. Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov Çeviri: Cenk Gündoğdu-Engin Toprak Sayfa Sayısı: 206 Baskı: Şubat 2011 ISBN: 978-605-5717-20-9 Fiyatı: 20 TL